Ana içeriğe atla

Matematik ve Zaman Belirsizliği - Blok Evren Teorisi

 Geçmiş yazılarımda evrenin Kozmik Enflasyon Teorisine göre ontolojik anlamda büyük belirsizlikler barındırdığını, bütün modellerimizin -beynimizin çalışma yapısı yüzünden- dönüp dolaşıp sanal zeminlere yaslandığını anlatmıştım.

 Belirsizlikleri biraz irdelemek gerekir.


 Matematik;


 Her şeyi anlamada kullandığımız temel yöntem bu.

 Sanırım yapılan en büyük yanlışlardan biri matematiğin evrensel bir kod, hatta dil olarak tanımlanması.

Eğitim müfredatımızdan ve newton fiziğinden ilerleyip, günümüzün hakim anlayışına gelirsek ; iki tür matematikten söz edebiliriz. 

 Birincisi Mutlak matematik,

İkincisi dil olarak işlev gören mantık kökenli matematik..

İlkinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bütün gerçekliğin kökeninde var olan bir şey olmalı. Tabi varsa...

 Bilmemiz için de ; 92 milyar ışık yılı çapındaki gözlenebilir evrenimizin her köşesini, hakkında bir şey bilmediğimiz karanlık madde ve karanlık enerji sorunlarını, üstelik gözlenebilir evrenimizden muhtemelen katrilyonlarca kat daha büyük olan asıl evrenimizi bir üst boyuttan bütünsel olarak gözlemlemek, yeni mantıksal aksiyomları elde etmek ve bu aksiyomları temel alarak yeni bir matematiğe ulaşmamız gerekir. Belki bu sayede mutlak matematiğe yepyeni kavramlar ve algoritmalarla ulaşır, Her şeyin teorisini çözeriz.

 O bile muallak; çünkü evrenin İrrasyonel ,metafizik, veya hiç bilmediğimiz, algılaması mümkün olmayacak kavramsal bir altyapısının olup olmadığını bilmiyoruz. Yani bildiğimiz mantığın evrene gerçekten tamamıyla uyup uymadığından emin olamıyoruz.

En başta fizik kuralları mega evrenin genelinde simetrik yapıda olmayabilir, evrenin yapısı bile tamamen belirsiz, düz olması gerekiyor ama ondan bile emin olamıyoruz. Çünkü gözlenebilir evrenimizin olay ufkunun ötesinde yerel nedensellik bağını bir nevi kaybediyoruz. Yaptığımız şey okyanustan bir damla örnek alıp bütün okyanus hakkında çıkarımlarda bulunmaya çalışmak...

 O damla gözlenebilir evrenimiz.

İkinci matematik ise tamamen kendi beynimizin çalışma şekline özel, kısıtlı gözlemlere ve sezgilerimize dayanan belitlere bağlı, kendi mantığımızın kağıda dökülebilen kodlama dilinden ibaret....



Zaman;



 Geçmişte popüler olan presentik görüş(şimdicilik), gündelik hayattaki sezgilerimizle de örtüştüğü için hepimizin inandığı bir zaman görüşü..

 Yani; 'şimdi' gerçek, 'geçmiş' geçmişte kaldı ve artık yok, 'gelecek' daha oluşmadı, yani gelecek te henüz yok...

Bu görüş artık günümüzde büyük oranda terkedildi. Einstein'ın görelilik teorisiyle yeni bir zaman kavrayışına geçtik. 

 Zaman evrensel bir saate bağlı değil, yani tüm mega evrenin -doğumu ve ölümü dahil- eş zamanlı evrensel bir zaman akışı diye bir şey yok. Zaman da göreceli bir kavram ve kütle çekimle uzayıp kısalabilen, gözlem şekline ve referans noktasına göre akış yönü değişen, tek yönlü bir ok (geçmişten geleceğe) olmasına rağmen okun yönünü refere edecek hiçbir evrensel sabitin olmadığı bir kavram.

  

 Gelin evrenden rastgele bir referans noktası seçelim.

 Bir gezegen olsun bu, ve gezegenin yıldızı etrafındaki hızını, yıldızının galaksi etrafındaki hızını, galaksisinin evrendeki galaksi ağlarına göre hızını, hatta evrenin genişlemesini tamamen çöpe atalım. sabit bir referans olsun. O gezegenden bir uzay gemisi kalksın ve o duran gezegene göre %90 ışık hızıyla bir yıl turlayıp geri gelsin. 

Gezegenin yüzeyinde geçecek olan zaman daha uzun olacaktır. O da 4 yıl olsun. 

Ama gezegenimiz de uzak bir galaksinin başka bir noktasına göre ışık hızının %90 ı hızla uzaklaşıyor olsun.  Belki Uzay gemimiz o galaksiye doğru yolculuğa çıktı ve o uzak galaksiden bakan gözlemciye göre (kaçan bir gezegenden tersi yönde aynı hızla yaklaştığı için) uzay gemisi sabit, gezegen ondan %90 ışık hızıyla uzaklaşıyor. Bu durumda da O uzak galaksideki gözlemciye göre gemide 4 yıl, gezegenimizde 1 yıl geçer....

 Bu bir yanılsama değil gerçek olur. Zaman göreliliğe göre budur işte. 

Burada gözlem noktalarıyla ve uzaklaşma-yakınlaşma açılarıyla istediğimiz gibi oynayabiliriz. Bu takla atan 1 ve 4 yıllık süreler (ışık hızına yaklaştıkça görece zaman akışı, logaritmik bir eğride yavaşladığı için) milyon yıllara, hatta milyar yıllara çıkabilir, düşebilir. Referans noktasının da görece hızına bağlı...

Ve sonunda bir gezegen, evrenin bir noktasına göre 1 milyar yaşında, diğer noktasına göre yeni doğmuş, başka bir noktasına göre eşzamanlı 10 milyar yaşındadır. Hatta belki hiç oluşmamıştır.

 Hatta mega evrenimize göre konuşursak bir yerlerde evren henüz yeni patlıyor, bir yerlerde 9buçuk milyar yaşına ulaşmış ve yeni yeni genişleme hızı ivme kazanmaya başlamış, bir yerlerde de evrenin sonuna ulaştık. 

Burada Zamanın B Teorisi olarak adlandırılan bir kümede presentism (şimdicilik) yok oldu. Geçmiş gelecek ve şu an tamamen göreceli, aynı anda evrene içkin bir şekilde varlığı devam ediyor, Bir yerlerde hala biz doğuyoruz, bir yerlerde çoktan öldük ve bütün bunlar aynı anda gerçekleşiyor. 



 Bu blok evren modeli artık günümüzde fizikçilerin çoğu tarafından kabul gören bir zaman anlayışı.

 Aslında spiritüel bir anlamı da yok. Işık hızı sınırı ve anlık olarak evrenin bir yerinden bir yerine özgürce ışınlanamayışımız  bizi buna mahkum kılıyor.

Günün birinde Solucan deliği ile seyahatı başarırsak varış noktamız için uzay koordinatları haricinde en az 3 zamansal koordinat ta belirlememiz gerekecek. 3 tane bizden uzaklaşma hızları eşit olan ve yönleri farklı olan referans noktasına göre....

 Yoksa kendimizi Henüz sıçrama yaptığımız galaksinin içinde büyük bir boşlukta (henüz oluşmamış), veya İhtiyarlık halinde bulabiliriz. Teleskopta gördüğümüz galaksinin rastgele geçmiş veya geleceğinde...

 Çünkü solucan deliği demek, evrenin dışına çıkıp tekrar dalmak demek. 

 Kitabın bir sayfasından gözümüzü kestirdiğimiz başka bir sayfasına sırayla gitmek yerine kitabı kapatıp geri açmaya benzer. 

 Hangi sayfayı hedeflediğimizi bilmemiz gerek. 

Burada kitap, evrenin başından sonuna kadar bütün olmuş-olacak olayların her birinin bir sayfa olarak işlendiği zamanın kitabı. 

Görelilik teorisinden çıkan blok evren modeline göre tüm sayfalar aynı anda var ve gerçekler. Gelecek te var geçmiş te yok olmadı. 

Evrenimiz, gerçekliğin içinde aynı anda hem doğuyor, hem büyüyor, hem de çoktan yok oldu.

Neresinden baktığınıza bağlı....

O zaman soru şu;

Mutlak matematiğe birşekilde ulaştık diyelim ki imkansız, mutlak zaman diye birşey de olabilir mi sizce? 

 Böylesine soyut ideaların üzerine bindirdiğimiz tasarımlarımızın belirsizlik-gerçeklik ayrımını tam olarak nereden başlatmak gerekir?

 Ha doğru!

 O da neresinden düşündüğünüze bağlı :)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrı bilinmezliği - üstün tür

 Size önceki yazımda beyinin mutlak gerçekliği deneyimlemeye hiç uygun bir yapı olmadığını, bütün algılarımızın içerde tekrar simüle edilerek deneyimlendiğini ve bu yeniden simüle ediliş şeklinin oldukça öznel olduğunu, bilinçaltından, bilinç düzeyinden ve duygu, inanç durumundan kolayca etkilenip 'kendine göre, işine göre' bir deneyim yaşattığını anlatmıştım.  *    Sonuçta nesnel gerçekliğe ulaşmada kullandığımız yegane aracımız sonuna kadar öznel çalışıyor.  Burada birçok günümüz new-age akımlarının, popüler felsefi akımların etkisiyle sizlere aslında bir matrixte yaşadığımızı iddia etmeyeceğim. Tam aksine dışarda bir gerçeklik var ve bizler de tamamen gerçeğiz. Bu konudan bahsedeceğim size.  Bizim bütün algılarımızla tamamen beynimizin içinde sanal bir simülasyonun içinde yaşamamız, bizim kusursuz yaşam sahibi bir varlık olmadığımızı gösterir sadece. bu kusurun temeli de biyolojik yaşamımızın ta kendisidir.   Fotoreseptör geliştirmiş ökaryotik ...

Ölüm sonrası bilincimize ne olur? - 2

  Çok metafizik bir yazı dizisi farkındayım. Bloğun genelinden anlaşılacağı üzere amacım, bilimde keşfedilse de görmezden gelinen ve felsefenin yetim kalmış ihtiyaçlarını açığa çıkarmak. Agnostik bir çizgideyim.   Evren nasıl bir sistemdir?   Evrenimizi kapalı bir sistem olarak düşünürüz. Çünkü yaptığımız bilim yerel bazda baktığımızda ancak bu şekilde işlevsel açıklamalar getirir. Sonuçta kabul ettiğimiz şey evrenin bir başlangıcı olduğu ve bilinen herşeyin bir patlamayla meydana geldiği.  Ancak kabul ettiğimiz başka gerçekler de var. Mesela big-bang ten bahsederken sandığımız gibi evren bir tekillikten doğmadı. Matematik denklemleri öyle söylese de 10 üzeri -36. cı saniyeden öncesinin tam bir belirsizlik, sisli bir bulut olması, daha öncesi adına şu anki bilimin sona ermesi.  Bu durumda evrenin kapalı bir sistem olması da kesinlik kazanmamış bir düşünceye dönüşüyor.   Ancak elimizdeki bilgilerle kapalı sistem olduğunu düşünmek zorundayız.  Enfla...

Ölüm sonrası bilincimize ne olur? - 3

  Ölüm ötesi düşünceleri bunca zaman bilim dışında her şeyin konusu oldu.   Din, kült, Dogmatik felsefi akımlar, mitoloji, sahte bilim, alternatif bilim......   Peki gerçeklerden başka hiçbir şeyi vadetmeyen Bilimin bu konuda sözü yok mu?  Elbette var. Dogmatizmin tam zıttı olan bilim felsefesi ve metodolojisinin, insanın merak ettiği her konu ilgi alanına girer, girmiştir de..    Bilincin oluşumu, doğası hakkında daha önce bolca konuşmuştuk.  Genel ölüm ötesi tartışmalar hep 'bilinç bağımsız bir töz mü? yoksa evrenin açıklanabilir karmaşık bir efektinden ibaret mi? ' sorusu ekseninde dönüyordu. Çünkü töz dersek iki ihtimal vardı bunun olabilmesi için;   - ya fiziksel evrenin bir parçası değil, evren üstü zaman üstü bir öz ve evrenle iletişim içinde  - ya da evrenin henüz çözemediğimiz mekanizmalarının sonucu olarak fiziksel simetrinin olağan dışı kırılımı ile uzay-zamanın ötesinde yeni bir hiper evren nesnesi oluşmakta, tıpkı ...